Diyabet (Şeker) Hastalığı Nedir?

Diabetes mellitus, insülin salgılanmasında eksiklik ya da insülin etkinliğindeki yetersizliğin neden olduğu kan şekerindeki yükselme ile ortaya çıkan kronik metabolik bir hastalıktır. İnsülin üretimindeki yetersizlik ya da hücrelerin insülini kullanmadaki yetersizliği kan şekerinde yükselmeye yol açar.

Glukoz yiyeceklerdeki basit şekerdir ve vücut hücrelerinin uygun şekilde çalışması için gereken enerjiyi sağlar. Yemek sonrası yiyeceklerdeki karbonhidratların parçalanması ile ortaya çıkan glukoz ince barsak hücreleri tarafından emilir. Kana geçen glukoz gerekli vücut hücrelerine taşınır. Glukozun hücre içine girmesi ve kullanılması için insüline ihtiyaç vardır.

İnsülin pankreastan üretilip kana salınan bir hormondur. Glukozun hücre içine girmesine yardım eder ve kan şekerini düzeyini düzenler. Yemek sonrası kan şekeri düzeyi yükselir. Artan kan şekeri düzeyine yanıt olarak pankreas kan dolaşımına daha fazla insülin salgılar. Böylece glukozun hücre içine girmesi ve yemek sonrası artan kan şekerinin düşürülmesi sağlanır. Kan şekeri normal düzeye gelince pankreastan insülin salınımı da normal düzeye döner. Açlık durumunda da insülin belirli bir oranda kana salınarak kan şekerinin dengede tutulması sağlanır. Diyabetik hastalarda insülin yokluğu, vücut ihtiyacına göre göreceli olarak eksikliği ya da vücut hücreleri tarafından uygun şekilde kullanılamaması söz konusudur. Tüm bu faktörler kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olur.

shutterstock_190600364

Kaç Tip Diyabet Vardır?

Başlıca 2 tip diyabet vardır. Tip 1 ve 2 şeklinde adlandırılır.

Tip 1 Diyabet insülin bağımlı ya da erken başlangıçlı diyabet olarak bilinir. Bu tipte pankreas insülin üretemez ve salgılayamaz. Bu tip diyabetik hastalar mutlaka insülin tedavisi kullanmak zorundadır.

Tip 2 Diyabet insülin bağımlı olmayan ya da geç başlangıçlı diyabet olarak adlandırılır. Bu tipte pankreas insülin üretebilir ancak üretilen insülin vücut için yetersizdir ya da özellikle yağ ve kas hücrelerinin insüline duyarlılığında azalma mevcuttur. Tip 2 diyabet genellikle 30 yaş sonrasında ortaya çıkar ve yaşla sıklığı artar. Başlıca nedenleri kötü beslenme alışkanlıkları, kilo artışı ve egzersiz eksikliğidir.

Tip 1 ve 2 formları dışında diyabet oluşabilen diğer durumlar, gebelik, pankreasın insülin üreten hücrelerini hasara uğratan durumlar (kronik pankreatit, cerrahi, travma vb gibi), hiperglisemiye (kan şekeri yüksekliği) neden olabilen diğer hormon bozukluklarıdır.

Diyabet Belirtileri Nelerdir?

Diyabetin erken dönem belirtileri artmış kan şekeri düzeyi ve idrarla şeker atılımının artması sonucudur. Ağız kuruluğu, çok su içme sık idrar çıkma ile kendini gösterir. İnsülinin göreceli ya da mutlak yokluğu iştah artışına rağmen kilo kaybına eğilim yaratır. Diyabetik hastalarda halsizlik yorgunluk bulantı kusma görülebilir. Safra kesesi, deri ve genital bölge infeksiyonlarına eğilim artar. Kan şekerinde yükselme görmede bulanıklaşmaya neden olabilir.

Diyabet Tanısı Nasıl Konur?

Açlık kan şekeri düzeyine bakılması tanı için ilk yoldur. En az 8 saatlik gece açlığından sonra alınan kan örneğinde normal plazma glukoz (şeker) düzeyi 100mg/dl den az olmalıdır. Açlık plazma glukoz düzeyinin farklı zamanlarda yapılan 2 ya da daha fazla testte 126dan yüksek olması diyabet tanısı koydurur. Herhangi bir zamanda yapılan kan şekeri düzeyi 200 ve üzerinde ise diyabet mevcuttur.

Açlık kan şekeri düzeyi 100mg/dl üzerinde ancak 126mg/dl altında ise(100-126) bu duruma bozulmuş açlık glukozu adı verilir.Bu durum prediyabet denilen diyabet öncesi dönemdir ve kişinin diyabet açısından risk taşıdığını ifade eder.Bu durumda glukoz tolerans testi (şeker yükleme testi) yapılmalıdır.

Prediyabet Evresi Nedir?

Tip 2 diyabet belirtileri gelişmeden önceki dönemdir. 5-15 yıl olabilir. Bu sürede Bozulmuş Açlık Glukozu (açlık kan şekerinin 100-125 arası olması) ve Bozulmuş Glukoz Toleransı (şeker yükleme testinde 2.saat kan şekeri düzeyinin 140-199 arası olması) evreleri görülür.

Prediyabet Evresinden Diyabet Tanısına Geçiş Önlenebilir mi?

Prediyabet evrelerinden biri saptandığında günlük kalori ve yağ alımı azaltılmalı ve fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Bu şekilde yaşam tarzı değişikliği ile diyabet gelişimi önlenebilir. Ayrıca yaşam tarzı değişikliği diyabet tedavisinin tüm basamaklarında yer alır. Yaşam tarzı değişikliği sadece kan şekeri düzeyi üzerine değil tüm risk faktörleri üzerine de olumlu etki gösterir.

Diyabetin Vücuttaki Etkileri Nelerdir?

Diyabetin zamanla yol açabileceği durumlar körlük, böbrek yetmezliği, sinir hasarı, damar sertliği, inme, kalp damar hastalığıdır. Bunlar kronik komplikasyonlardır. Ayrıca diyabet seyrinde kan şekerindeki anormal yükselme ve düşmelere bağlı olarak hiperglisemik ya da hipoglisemik koma gelişebilir. Bu durumlar da akut komplikasyonlardır.

Diyabet Tedavisi Nedir?

Diyabet kronik bir durumdur. Yani tedavi hastalığı ortadan kaldırmaz kontrol etmeyi sağlar. Diyabet tedavisi kan şekeri dengesinin sağlanmasını ve komplikasyonların önlenmesini ya da geciktirilmesini amaçlar. Tedavi diyabetin tipine ve ağırlık derecesine göre değişir.

Tip 1 diyabette tedavi mutlaka insülindir. Bu hastalarda pankreas insülin üretmediği için gerekli insülinin ilaç tedavisi olarak verilmesi yaşamın sürdürülmesi için şarttır. Yanısıra diyabetik diyet ve egzersiz de önemlidir.

Tip 2 diyabette ise tedavinin ilk basamağı öncelikle kilo azaltılması diyabetik diyet ve egzersizdir. Bu basamakta kan şekeri düzenlemesi sağlanamazsa ağız yoluyla alınan ilaçlar kullanılır. Ağız yoluyla alınan ilaçlar kan şekeri kontrolünde yetersiz kalırsa insülin tedavisine geçilebilir.

Diyabet Belirtisi Olmasa da Diyabet Açısından Risk Taşıyanlar Kimlerdir?

  • Beden kitle indeksi 25 ve üzeri olanlar (obezite)
  • Fiziksel aktivitesi az olanlar
  • Birinci derece yakınlarında diyabet olanlar
  • Gebelik diyabeti olanlar ve 4 kilo üzerinde bebek doğuranlar
  • Hipertansiyonu olanlar
  • HDL(iyi)kolesterol düzeri 35 ‘in altında ya da trigliserid düzeyi 250 üzerinde olanlar

Bu kriterlerden bir ya da birkaçına sahip kişilerde diyabet taraması yapılmalıdır. Bu kriterler yoksa tarama testleri 45 yaşında başlamalı ve sonuçlar normalse 3 yılda bir tekrarlanmalıdır.